nakların azami oranda kullanılması hedefleniyor. MİLGEM Projesi, ekonomik kullanım ömürlerini tamamlamakta olan mevcut karakol gemilerinin değiştirilmesi ihtiyacından doğmuştu. Bu proje kapsamında inşa edilecek gemiler, tüm gemi silah ve sensörlerinin entegre olduğu gelişmiş bir merkezi komuta kontrol sistemine sahip olacak. Gemiler tek başlarına veya Deniz Kuvvetleri'nin diğer unsurlarıyla birlikte grup halinde operasyon yapabilecek ve keşif/karakol, arama-kurtarma, denizaltı savunma harbi, denizde terörist faaliyetlerin izlenmesi ve engellenmesi, kıyı deniz ulaştırmasının kontrol/korunması görevlerini icra edecekler. Deniz Kuvvetleri'nin önceki gemi inşa projeleri ile elde edilen tecrübelerinin gözden geçirilmesi sonucunda, Deniz Kuvvetleri'nin gemi inşa tecrübe ve kapasitesinin Türkiye'deki özel sektör tersaneleri, üniversite ve milli sanayi imkanları ile birleştirilmesi ile bir açık deniz karakol gemisi boyut ve karmaşıklığında bir gemi inşa projesinin gerçekleştirilebileceği sonucuna varılmıştı. Böylece, birinci geminin dizayn ve inşasının İstanbul Tersanesi Komutanlığı'nda tamamlanmasına karar verilmişti. Diğer gemilerin inşasına ise imkan/kabiliyetlerine bağlı olarak yerli özel sektör tersanelerinde devam edilecek. MİLGEM Projesi'nin geçmişi ise doğal olarak uzun yıllar öncesine dayanıyor ... Milgem Projesi, projenin "isim babası" olan Emekli Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Vural Bayazıt'ın, 1994 yılında, dönemin Başbakanı Tansu Çiller'e yazdığı ve bir fırkateyn, denizaltı veya hücumbotun yüksek maliyetli olmasının nedenlerini anlattığı bir mektupla başlamış. Mektup, maliyetleri indirmenin çözüm yollarını da içeriyormuş. Çözüm yolu ise, MİLGEM Projesi'nin de amacı olan milli katkı payını artırma yönünde çalışmaların yoğunlaşBu firmalarla çalışırken mümkün olduğu kadar uyanık olmak ve aldanmamak gerekiyordu. Fakat o dönemde kontrat yapma bilgimiz bile zayıftı. Noktayla, virgülle oynayıp kontratı çok farklı anlamlara çekebiliyorlardı. Dilimiz bir kaç kere yanmıştı. Karşımızda profesyonel kadrolar vardı; ve biz acemiydik. Bu sıkıntılardan dolayı bir subayımızı, kontratlar hakkında uzmanlaşması için Amerika'ya Contracting Management eğitimine göndermiştim ..." Yerli katkı payı yok denecek kadar azdı "Zaman geçip, Deniz Kuvvetleri Komutanı olduğumda süratle bu sorunların üzerine gittim. Dünyadaki tırılmasıymış. Emekli Oramiral Vural büyük tersaneleri ziyaret edip, inceBayazıt. askeri gemi inşaatlarında lemelerde bulundum. Hollanda'daki milli katkı payının artırılması için ön- bir tersaneyi ziyaretimde, bir gemicelikle Başbakan, Savunma Sanayi nin farklı yerlerinin farklı ülkelerin Müsteşarı, Savunma Bakanı, ilgili ba- ürünleriyle inşa edildiğini gördüm. kanlar ile Sanayi ve Dış Ticaret Müs- Hollanda da aslında çeşitli ürünleri teşarının Deniz Kuvvetleri Komutanlığı'nda bir araya gelmesini talep etmiş. Çiller tarafından kabul edilen öneriyle de çalışmalara başlanmış. Oramiral Vural Bayazıt neden böyle bir projeye ihtiyaç duyulduğunu ve o dönemdeki anılarını şu sözlerle anlatıyor: "Askeri tersanelerde 70'Ii yılların ikinci yarısında, Almanya'dan patent alarak hücumbot inşasına başlamıştık. Fırkateyni de Alman tersaneleriyle ortaklaşa yapıyorduk. Fakat inşadan ziyade gemi monte ediyorduk. Bu montaj sanayii için bile Almanya'ya yüzlerce personel gönderdik; büyük masraflar oldu. Bu hücumbot, denizaltı ve fırkateynlerle başlayan dönemde, gemilerin pahalıya mal olmasından dolayı genç bir amiral olarak huzursuzluk duyuyordum. Çalıştığımız yurtdışı firmalar ileri teknolojiye sahip olduklarından pahalı ve ünlü kuruluşlardı. yurtdışından alıp, kendi tersanesinde birleştiriyordu. Bu konu üzerine yoğunlaştım. Yapılamayacak bir şey değildi. Kendi karargahımdan, bu maliyetlerde milli katkı payını ne kadar yükseltebileceğimizi araştırmasını istedim. Bir fırkateyn 500 milyon dolara mal oluyordu. Milli katkı payımız ise valflerden dolayı yüzde 2.5'ti. Denizaltılarda ise valflerin yanında kablolar da yerli üreticilerden karşılandığından yüzde 5'e geliyordu. Hücumbotlarda ise yerli katkı payımız hiç yoktu. Bir hücumbotta subay salonundaki televizyon, buzdolabı bile Almanya'dan ithal ediliyordu. Halbuki biz Almanya'ya televizyon ihraç ediyorduk. Karargaha emir verdim ve 500 milyon dolarlık bir fırkateynde Türk piyasasından hangi ürünleri temin edebileceğimiz konusunda araştırma yaptırdım. Hesaplar yapıldı ve 80 milyon dolarlık tersane • ocak-şubat 2009 17
RkJQdWJsaXNoZXIy MTcyMTY=